Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
Sayfa: 1 2 [3]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Metin Oktay Köşesi  (Okunma Sayısı 1576 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Fatih Ünsal
Aslan Yürekli
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31747
Yaş: 32



« Yanıtla #30 : 08 Şubat 2014, 22:08:06 »

Kayıtlı

Galatasaray halkındır, lisenin değil.
Fatih Ünsal
Aslan Yürekli
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31747
Yaş: 32



« Yanıtla #31 : 13 Eylül 2014, 08:29:36 »

Kayıtlı

Galatasaray halkındır, lisenin değil.
yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #32 : 14 Eylül 2014, 00:22:36 »

https://www.youtube.com/watch?v=Spj6NTdzRVA

Gerçekleri Tarih Yazar - Metin Oktay Özel Bölümü
Kayıtlı
yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #33 : 14 Eylül 2015, 19:41:01 »

Kayıtlı
yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #34 : 14 Eylül 2015, 20:02:12 »

Kayıtlı
yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #35 : 07 Mart 2016, 16:57:18 »

İkon: Metin Oktay



Bazıları adını unutmuş olabilir mi? Çok genç olanlar belki. İsteyen istediğini unutsun! Tek istediği daha çok sevgi olan bir golcünün geride bıraktıkları asla unutulmaz

Acaba, efsane gol kralı Metin Oktay’ın 13 Eylül 1991 günü, arabasıyla Boğaziçi Köprüsü girişindeki bariyerlere çarpıp hayatını kaybettiği haberini alan bir seveni, bu acıyı sindirebilmek için Pink Floyd’un “Shine On You Crazy Diamond” şarkısını dinlemiş midir? Roger Waters’ın, grubun kurucu üyesi Syd Barret’in kaybolup gitmesinin ardından “Parılda çılgın elmas” diye seslendiği parça belki acıyı derinleştirir ama gözyaşlarının hak ettiği yeri bulması için de insanoğluna yardımcı olur. Bir kaybın ardından dinlenebilecek bu güzel şarkının bir mısrası Metin Oktay’ın ardından mırıldanmaya çok uygun: “Uzaklardaki kahkahalar için gel. Gel buraya yabancı, efsane olan, şehit olan ve parılda!”

Bu şarkı yazıldığında Metin Oktay futbolu bırakalı beş yıl olmuştu. Onun yeşil sahalara işlediği efsaneyi kanlı canlı gören futbol dilencilerinin birçoğu bu şarkıdan sonrasında haberdar olmamış olabilir. Metin Oktay’ı izleyen ve Pink Floyd’u dinleyenler arasındakilerin de böyle bir eşleştirme yapmış olması beklenmeyebilir. Bu da bizlerin, “Taçsız Kral” efsanesini yazarken göremeyenlerin, Pink Floyd’u kopya kasetlerden dinleyenlerin bir ayrıcalığı olsun. Belki o zaman efsanenin ne kadar büyük olduğunun farkına varabiliriz.



Metin Oktay ve forvetteki dört arkadaşı oynadıkları futbolla Türkiye’deki taraftar dağılımını da değiştirdiler. Orhan Ayhan tribündeki değişimi hatırlıyor: “Eskiden Galatasaray’ın 300-500 seyircisi vardı. Karıncaezmez Şevki kapalı tribünle açık tribün birleştiği noktaya bir Galatasaray bayrağı diker, hepsi orada toparlanırdı. Metin’le beraber Galatasaray taraftarının sayısı inanılmaz arttı.”

Tarihçi Orhan Koloğlu da bir röportajında bu duruma değinmiş ve Metin Oktay’ın Galatasaray’da başarılı olmasının Anadolu’nun insanlarını Galatasaray’a çektiğini söylemişti. “O zamanki anlayışla Galatasaray Lisesi çok takdir gören bir kurumdu. Oranın yaptığı iyidir deniliyordu ama dışarıdan gelen birisinin, İzmirli Metin Oktay’ın ona çok daha büyük bir katkı yapması gerçekten müthiş bir şeydi.”

Metin Oktay rüzgârına kapılan bir de kadınlar vardı. Atilla Gökçe “Benim annem bile ona âşıktı. Hem de Metin’den 10 yaş büyük olmasına rağmen” diyerek Metin Oktay’ın futbol sahaları dışındaki hayranlarını işaret ediyor. Doğrusu bu ya, kadınlar onu, o da kadınları çok sevdi. Ardında iki evlilik, sayısız sevgili bıraktı. İlk eşi Oya Sarı, sonuncusu Servet Oktay’dı. Mualla Kaynak, Ceylan Ece, Feriha Şen, Maria Vincent, Ayfer Feray, Ayfer Tatari ve Gönül Yazar “Kral’ın 9 Kadını” arasındaydı.



Koca bir toplumun bir futbolcunun peşine takılıp sürüklenmesinin altında yatanlar merak uyandırıcı. Metin Oktay’ın efsaneleşen golcülüğü; mütevazı kişiliği, yakışıklığı, kibarlığı ve esprili konuşmalarıyla birleşince Türk futbolunun gerçek ikonu ortaya çıkmıştı.

“Metin Oktay sahip olduğu özellikleriyle, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ya da Brezilya gibi ülkelerden birinde dünyaya gelseydi Pele’den, di Stefano’dan daha çok konuşulan bir isim olurdu. Bir forvet oyuncusu için onda yok yoktu” diyen Talay Erker’in söylediklerini Atilla Gökçe açıyor. “Metin’i Metin yapan üç özelliği vardı” diyor Gökçe. “Öncelikle kalçasını ayak gibi kullanan bir adamdı. Rakip markaj için yaklaşırken Metin Oktay kalçasıyla ona bir şarj yapar, adam üç metre öteye uçardı. Ayağındaki topa rakibi yaklaştırmazdı. İkincisi oyun sırasında çok koşan, çok yer değiştiren bir futbolcu değildi ama topla buluştuğu anda fişekti!” Atilla Gökçe bunu der demez karşısında oturan Öztürk Pekin kendisini tutamıyor: “Koşarken ağır çekimde koşar gibi görünürdü ama kimse ona yetişemezdi! Fuleli bir şekilde koşardı. Rakipleri 10 metre 20 adım atıyorsa, o 12-13 adımda o mesafeyi geçerdi. Yavaş görünürdü ama aslında hızlıydı.”

Gökçe’nin üçüncü maddesini Orhan Ayhan tamamlıyor: “Metin’in topa kafa vurması çok enteresandır. Tarihi bir gerçektir. Topa çıktığı zaman şöyle sanki havada bir durur, kalede boş tarafı görür, alnıyla oraya indirirdi.” Talay Erker bir Metin Oktay kafa golü hatırlıyor. Beşiktaş’a karşı oynayan Galatasaray’ın sol kanadından yapılan ortaya Metin Oktay ve Beşiktaş stoperi Tatar Yüksel çıkmış, Kral golünü atmıştı. “İkisi birden yükselmiş ama topa vururken Metin tek başına kalmıştı. Yüksel maçtan sonra bana golü ‘Kafaya çıktım ama bir baktım üstümde sanki paraşütle indirilmiş gibi havada duran bir Metin Oktay vardı’ diyerek anlatmıştı.”
Kayıtlı
yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #36 : 07 Mart 2016, 16:59:27 »



Metin Oktay’ın şutları da meşhurdu. Öztürk Pekin “Topa vurduğu zaman ıslık sesi tribünden duyulurdu” diyor. Kalçasından çıkardığı vuruşları sert bir biçimde kaleye gider, icabında ağları delerdi. O unutulmaz “ağları delen golü” de 1959 finalinde Fenerbahçe’ye, kalede Özcan Arkoç gibi bir dev varken atmıştı. Elbette ki o dönemde filelerin bugünkü gibi plastikten değil de balıkçı ağlarından yapıldığı, çürüyene kadar değiştirilmedikleri biliniyor. Ve o golü yerinde görenlerin ortak kanısı o şut ağları delecek bir şut değildi ama tam bir efsaneye yakışacak, bir efsaneyi tam anlamıyla kutsayacak bir goldü.

Bir de voleleri vardı Metin Oktay’ın. Talay Erker’in anlatışıyla “Topun geliş yönüne göre havalanır, bir tabut gibi yere tamamen paralel hale gelir, vuracağı ayağı kalçadan kıvrılır ve neredeyse başına kadar gerer, gelen topa bu halde vururdu.”

Kafa golü atan, bomba şutlar çıkaran, voleleriyle kalecileri yıkan, mükemmel top saklayan, gerektiğinde ileri uçta paslarıyla oyun kuran Metin Oktay’ın fiziği, tüm bunları kusursuz yapmak için yıllar içinde hazırlanmıştı. Görenler baldırlarının Pele’ninkilerden bile daha dolgun olduğunu anlatıyor. Buna karşın ayak bilekleri ve beli inceydi. Patlayacakmış gibi dolu baldırları ve kalçası sayesinde toplara sert vururken, ince bilekleri ve beliyle oldukça yumuşak hareketler yapabiliyordu. 1.77 metrelik boyuyla kafa toplarını uzun stoperlerden alabilmesi oyun zekası, pozisyon alma beceresi, zamanlaması ve zıplama potansiyeliyle açıklanabiliyor. O kendisine bahşedilen bu yeteneklerle yetinmemiş, hepsini İzmir’deki çocukluğundan itibaren düz bir duvara tebeşirle çizdiği kalenin sayılarla belirlediği noktalarına topu türlü şekillerde göndere göndere geliştirmişti.



1936 yılının 2 Şubat günü İzmir’in Karşıyaka’sında bir Kral doğdu” diyor Kahraman Bapçum ve ekliyor: “Ama kimse bu olayı ‘Bir prens doğdu’ diye müjdelemedi. Sadece ‘Hasan Efendi ile Fatma Hanım’ın bir oğlu oldu’ dediler.” Bapçum, Milliyet gazetesinin spor yorumcusu olarak çalışırken Metin Oktay’la tanışmış ve onun yakın bir arkadaşı olmuştu. Onun Damlacık kulübünde başlayan, deneyimli antrenör Adnan Süvari’nin elinde Yün Mensucat’ta gelişen ve İzmirspor’da devam eden futbol yaşamını kendisinden dinlemiş, gerisine de şahit olmuştu.

Metin Oktay’ın İstanbul günleri Galatasaray’a transfer olduğu 1955’ten bir yıl önce başlayabilirdi, hem de Beşiktaş formasıyla! Henüz Yün Mensucat’ta oynarken milli takım formasıyla Dünya Gençler Şampiyonası’nda oynamış, dönüşte Beşiktaş taraftarı gazeteci Orhan Vedat Sevinçli, hayran olduğu bu genç futbolcuyu siyah-beyazlılara götürmüştü. Her efsane, çevresine örülen rivayetlerle büyüdüğünden olsa gerek Metin Oktay’ın da Beşiktaşlı olamamasının nedeni kesin olarak bilinmiyor. Bir iddia genç yıldızın Beşiktaş’tan 6000 bin lira istediği ve dönemin etkili yöneticisi Sadri Usuoğlu’nun “Ben o parayı Baba Recep’e vermiyorum. Sen bir Recep Adanır mısın?” diyerek görüşmeyi sonlandırdığına yönelik. Orhan Ayhan’sa yaşananların farklı olduğunu söylüyor: “Gerçek bir İstanbul beyefendisi olan Sadri Usuoğlu, Metin’e şöyle bir baktı. Omuzlarını dar, fiziğini yetersiz buldu. Metin’i Beşiktaş’a almadı.”



Para nedeniyle Beşiktaş’la anlaşamadığı Metin Oktay’ın Galatasaray’a transferini anlattığı anıları nedeniyle hiç gerçekçi gelmiyor: “Galatasaraylı yöneticilerden taksi plakalı bir Chevrolet istedim. Çok şaşırdılar. Şaşıracak bir şey yok. İnsanlarla para konuşamıyorum; pazarlıklarımı eşyalarla hallediyorum. Para hep ikinci planda çünkü insan sevildikçe daha mesut oluyor.”

8 bin liralık 1949 model bir Chevrolet karşılığında giydiği Galatasaray formasıyla Metin Oktay, kendisini almayan Beşiktaş’a 13, ezeli rakip Fenerbahçe’ye 18 gol attı. Türkiye 1. Ligi’nde altı kez gol kralı oldu. Bir sezonda 38 gol attı; ligde attığı gol sayısı 217’i, toplamı 608’i buldu. Fenerbahçe maçları onun için özeldi; birinde sakatken dört golü imzaladı, diğerinde sağları yırtarak tarihe geçti.

Rakamlar, istatistikler hep onun yanındaydı belki ama Metin Oktay’ı efsanesi bambaşka olaylarla yazıldı. Talay Erker, antrenmanlarda, kamplarda, maçlarda ve özel hayatında sürekli birlikte olduğu Metin Oktay’ın ulaşılamayacak yeteneğini, kötü hava nedeniyle Hasnun Galip Sokağı’ndaki kapalı salonda yapılan bir antrenmanda gördükleriyle anlatıyor. “Suat Mamat ile Metin Oktay futbol topunu, bir basket potasının dibinden diğer potaya sokup sokamayacaklarına dair iddiaya girdiler. Metin topu potanın dibine koydu, karşı potaya şöyle bir baktı, bir vurdu, basket! Ben bunu gözümle gördüm. Hiçbir abartı, katkı yok bu hikâyede. Onun yaptıklarını abartmaya gerek yok, zaten olağanüstü şeyler yapardı.”



Sadece antrenmanlarda değil, elbette ki maçlarda da abartılmayacak, olağanüstü şeyler yapmaya alışıktı Metin Oktay. Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Polonya’nın Bytom maçında yaptıkları onun için gayet doğal. Ömer Marda, 2002 yılında düzenlenen “Top Bir Dünyadır” sergisinin kitabındaki Metin Oktay yazısında bu maça dair şunları yazar: “Rivayet olunur ki, bu maçtan önce ünlü kaleci Szymkowiak’a gazeteciler ‘Metin’den çekiniyor musun’ diye sorarlar. Szymkowiak’ın cevabı ‘Metin mi? O da kim?’ olur. Metin Oktay’sa maçta önce üç gol atar, sonra da hiç âdeti olmadığı üzere gider korneri kullanır ve Suat Mamat’a dördüncü golü attırır. Sonra da gider kalecinin elini sıkar ve şöyle der: ‘Bendeniz Metin Oktay!’”

Bir başka Metin Oktay resitali daha aynı kupada Romanya’da Dinamo Bükreş’e karşı yaşanır. O yılların güçlü Dinamo’sunda Fenerbahçe’nin de formasını giyen Datcu ve Nunweiller ile yıldız sağ açık Pircalab vardı. Yağmurlu bir günde oynanan maçı izleyenler arasında Talay Erker de bulunuyordu: “ Romenler beş atarız diye düşünüyorlardı ama Metin’in oyununu görünce şaşkınlıktan kala kaldılar. Metin, Nunweiller’ı yerlerde sürüklemeye başladı; öyle ki teknik direktörleri 20. dakikada Nunweiller’ın kanadını değiştirdi! Metin önüne kim gelirse gelsin yere yatırıyordu. Bir pozisyonda korner çizgisine yakın bir yerde topu yakaladı. Datcu oradan bir şut beklemediği için ‘Bırakın, bırakın’ dedi ama Metin’in vurduğu top uzak direğin dibinden ağlara yapıştı. Sevinçten kendimi havaya bir atmışım, önümde maçı seyreden 30 subayın üzerine düştüm, hep beraber yerlerde yuvarlandık. Gözlerimi karakolda açtım! Sonrasında hep düşündüm, bir gazeteci bir maçta bu hale düşer mi diye ama bu Metin’in suçu! Beni o hale o getirdi.”

Daha ne efsane maçlar çıkarttı Metin Oktay! Askerliğini eksik yaptığı nedeniyle bir aya yakın hapis yattı, çıktığı gün devrin güçlü takımı Karagümrük’e karşı hayatının maçlarından birini oynadı. Gol atıyor, yere yığılıp kusuyor, tekrar gol atıp yine yere yığılıyordu. O gün Galatasaray 3-2 kazandı. Altınordu maçı için Pera Palas Oteli’nde kamp yaptılar. Devrin yıldızlarından Fransız Maria Vincent ile birbirlerinden hoşlandılar ve sabaha kadar birlikte oldular. Ertesi gün tribündeki Vincent, Galatasaray bayrağını her salladığında Metin Oktay, Altınordu’ya bir gol attı. O gün 8-0 kazanmışlardı; gollerin beşi onundu! Norveç’e auta giden sert bir şuta uçarak imkânsız bir kafa vuruşunu gerçekleştirerek gole ulaşan da oydu, efsane kaleciler Lev Yaşin ve Uwe Seeler’i boş geçmeyen de… Bir Fenerbahçe maçında rakibine vurduktan sonra kendisine edilen küfürleri tribünün önüne gidip, elini göğsüne koyup bir anda susturabilecek kadar kudretliydi, Galatasaray’dan ayrılmamak için evliliğinin bitmesine izin verecek kadar da formasına bağlı…

“Metin Oktay bir genç kız ruhuna sahip bir adamdı!” diyor gülerek Kahraman Bapçum. Bu sözleri “Bu kadar yetenekli bir golcü neden uluslararası bir yıldız olamadı?” sorusuna yanıt olarak söylüyor. “Nasıl yeni evlenen bir kız daha ilk günden evini, annesini özler, ağlar ya, Metin de Palermo’da ülkesini, geride bıraktığı yaşantısını, dostlarını özleyerek iç geçiriyordu. Düşünün ilk hazırlık maçında Sporting Lizbon’a iki gol birden atmıştı. Bütün tribünler ‘Metin! Metin! Metin!’ diye bağırıyordu ama o, bana ve Samim Var’a sarılarak ‘Sizleri, ülkemi mahcup etmedim değil mi ağabey?’ diye ağlıyordu.”

Onun bu romantikliğini Atilla Gökçe’de hatırlıyor. “Bu adam romantik bir santrfordu” diyor ve onun bir arkadaşıyla karşılaştığında ilk olarak ezberlediği şiirlerden mısralar ya da felsefik bazı cümleler söylediğini anlatıyor. Onu Orhan Ayhan da “Metin, içine kapanık bir çocuktu” diyerek onaylıyor. “Sık sık bir şeylere üzülür, bu yüzden de içki içerdi. Ancak çok az içki onu olumsuz etkilediği için hiçbir zaman fazla içemezdi.”



Çocukları çok seven, rakiplerine saygıda kusur etmeyen, genç futbolculara kibarca ağabeylik yapan, önünde ceketini ilikleyen yöneticileri asla ezmeyen, maç sonunda bütün o mucizeleri kendisi gerçekleştirmemiş gibi davranan bu mütevazı genç adamın ruh hali, futbolu bıraktıktan sonra bozulmaya başladı. Bir anda parlak günler bitmiş, onunla beraber olmak isteyen onlarca sosyetik güzel, şarkıcı, artist ortadan kaybolmuştu. İstanbul’da yaşadığı hayatı çok sevdiği için İtalya’da kariyer yapamayan Metin Oktay bir anda koca dünya bir başına kaldığını düşünür olmuştu.

“O günlerde daha fazla içmeye başladı” diyor Talay Erker. “Yakın dostları, ona kutsal bir emanetmiş gibi davranıp elini sürmek için birbirini ezenler artık onu görünce görmezden geliyor, gözlerini kaçırıyordu. Çünkü Metin hep içkiliydi, denk geldiği kişiye de sabahlara kadar futbolculuk zamanlarında yaptıklarını anlatıyordu. Karşısındaki kalkıp gitmeye kalksa Metin hemen hırçınlaşıp, kavga çıkartıyordu.” Futbol oynadığı dönemde maç sonlarında soluğu Tatari, Şen Kardeşler gibi dönemin gözde mekânlarında, kalabalık sofralarda soluğu alan Metin Oktay artık İzmir’de açtığı Gol Kafe’ye ve tek kişilik kendi dünyasına hapsolmuş gibiydi.

Can Bartu’yla formalarını değiştirerek kutsadıkları jübilesi bile başına dert olmuştu. Çok yakınındaki bazı insanlar onu dolandırmış, bir nevi emeklilik ikramiyesi olan jübile maçının hasılatını ondan esirgemişlerdi. Bir ara futbola geri dönmeye karar verdi; kim bilir ya yeşil sahaları ya da onun yanında getirdiği o uzun günleri ve güzel geceleri özlemişti. Atilla Gökçe o günlerde Tercüman gazetesinde çalışıyordu: “Bu haberi duyan Necmi Tanyolaç bir yazı yazdı. ‘Hayır, bir Kral asla palyaço olmaz!’ diye. Metin Oktay bunun üzerine geri dönmekten vazgeçti ve Necmi ağabeyin gazetesi Tercüman’da yazar oldu.”

Efsaneydi belki ama aslında sadece bir insandı. Her futbolcu gibi kendince inanışları vardı. Anılarında uğurlarını şöyle anlatmıştı: “Sahaya çıkmadan önce Allah’a dua eder,  sahaya en son çıkmayı uğur sayardım. Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım. Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım… Sakatlandığım zaman  secde ederek iki elim önde ‘Allah’ım sen bacaklarımı koru’ diye dua ederdim.”

Türk insanı o kadar çok seviyordu ki bugün yaşları 30’u geçmiş Metinlerin çoğunun ismi ondan geliyordu. Beşiktaşlı Metin Tekin bile ismini, babasının Metin Oktay’a olan hayranlığına borçlu olduğunu söylüyor. Öyle ki bir dönem Galatasaray alt yapısındaki futbolcu adaylarının 18’inin adı Metin’di. Bu durumu fark eden görevliler bir gün Metin Oktay’ı okula davet ettiler. “O 18 Metin’i de bir araya getirmişler. Sonra da bana haber verdiler. Gittim hepsini kucakladım.”

Atilla Gökçe şeytanın avukatlığına soyunuyor ve soruyor: “Metin Oktay bu dönemde de aynı olurdu ama bu kadar sevilir miydi?” Sonra da kendi sorusunu yanıtlıyor: “Bilemiyorum. Bugünkü toplum sevgiye sağır.”

Hayatını gole adamış, insan sevgisiyle beslenen bu adamsa futboldan koptuktan sonra açlık çekmeye başlamıştı bile. Yaşadıkları, ona yaşayacaklarını gösteriyordu belki de ve bu onun için daha büyük sıkıntıları beraberinde getiriyordu. Talay Erker’in anlatacağı son hikâye onun o günlerdeki ruh halini tam olarak ortaya koyuyor: “Bir gün beraberdik, Fatih taraflarındaydık. ‘Talay’ dedi, ‘Annemin evi yakın, bir ziyaret edelim.’ Annesine çok hayrandı, tapardı. Gittik, annesi bir tarhana çorbası yapmış. Masaya bir oturdu, kuş sütünün eksik olmadığı sofraları beğenmeyen Metin, koca tencere tarhanayı bitirdi. Sonra uzandı annesinin dizine, ‘Anne, şu başımı biraz okşa’ dedi. Onu o kadar huzurlu hiç görmemiştim.”



Öztürk Pekin, o uğursuz 13 eylül günü Metin Oktay’ın ölüm haberini havalimanında Almanya’ya uçmadan önce almıştı. Koltuğuna oturduğunda sabahın 8’i olmasına rağmen hostesten bir viski istemeden edemedi: “Genç hostes ‘Hay hay beyefendi’ dedi sonra ‘Bir şey mi oldu?’ diye sormadan edemedi. ‘Çok sevdiğim bir insanı kaybettiğimin haberini aldım, üzüldüm’ dedim. ‘Kim?’ diye sordu. ‘Metin Oktay ölmüş’ yanıtını verince ‘Metin Oktay kim?’ diye sordu. Bunun üzerine ‘Kızım viski duble olsun’ dedim.”

Eğer Öztürk Pekin, Pink Floyd dinliyor olsaydı muhtemelen viskisini yudumlarken, “Hatırla genç olduğun zamanları, bir güneş gibi parladığın” diye başlayan “Shine On You Crazy Diamond’ın son mısralarından birini de mırıldanırdı: “Kimse nerede olduğunu bilmiyor, ne kadar uzak veya ne kadar yakın. Parılda çılgın elmas.”

Yazı Erdem Kabadayı

http://fourfourtwo.com.tr/2016/02/02/ikon-metin-oktay/
Kayıtlı
Cüneyt Celik
Aslan Yürekliler Admin
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 6073
Yaş: 32



« Yanıtla #37 : 07 Mart 2016, 17:09:28 »

Metin Oktay gercek bir efsane.
Kayıtlı

yunussancak
Ziyaretçi
« Yanıtla #38 : 11 Mart 2016, 11:45:46 »

Kayıtlı
Fatih Ünsal
Aslan Yürekli
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31747
Yaş: 32



« Yanıtla #39 : 08 Kasım 2016, 07:15:11 »

İzmir'de Taçsız Kral heykeli!



Galatasaray ve Türk futbolunun "Taçsız Kral" lakaplı unutulmaz golcüsü Metin Oktay'ın, İzmir'de yaptırılan heykeli törenle açıldı.

Konak Belediyesi tarafından Piri Reis Mahallesi'ndeki Metin Oktay Parkı'nda yaptırılan heykelin açılışına, Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek de katıldı. Özbek burada yaptığı konuşmada, heykelin açılış davetiyesini aldığında çok gururlandığını ve hislendiğini söyledi.

Metin Oktay'ı izleme fırsatı bulduğunu ve elini sıktığını ifade eden Özbek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Gençlik yıllarımızda Metin Oktay'ı kopya ederdik. Yürüyüşünü, giyimini taklit ederdik. Çok yakışıklıydı, sportifti. Metin Oktay imrenilecek, dünya iyisi bir insan, son derece iyi bir futbolcu. Onun anısına hep bir araya geldik. Metin Oktay'ın heykelleri dikilmekle bitmeyecek, bitmemesi de lazım. Metin Oktay, Türk sporuna değer katmıştır. Metin Oktay gibi futbolculara sadece attığı gollerle değil, kişiliğiyle, efendiliğiyle en çok ihtiyaç olduğumuz bir dönemden geçiyoruz."

Özbek, Metin Oktay'ın birleştirici bir gücü olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Metin Oktay bir abide insan. Galatasaray, 500 senelik kültürden gelen ve 111 yıllık tarihi şanla şerefle dolu bir kulüp. Sportif anlamda birçok branşı Türkiye'ye getirmiş, futbolda büyük başarılar sağlamıştır. Futbolda Metin Oktay'la özdeşleşme var. Parçalı forma Metin Oktay ile anılır.Onun adına tesislerimiz var, Metin Oktay'ın çamurlu sahalarda çekilmiş fotoğrafları var. Metin Oktay yanımızdan, ruhumuzdan eksik olmadı. Bu heykelle Metin Oktay'ı doğduğu yerde anma fırsatımız oldu. Damlacıkspor Kulübüne, İzmirspor'a, onu yetiştirenlere çok teşekkür ediyorum."

İzmir Milletvekili Atilla Sertel de yaptığı konuşmada, törene katılan genç futbolculara seslenerek, "İleride çok önemli futbolcular olacaksınız mutlaka, Metin Oktay'ın izinden giderek İzmir'i temsil edeceksiniz. İçinizden milli futbolcular da çıkacak. Metin Oktay gibi adam olun, fakir fukaranın yanında olun." dedi.

Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş, Metin Oktay'ın iyi bir sporcu ve insan olduğunu ifade etti. İzmir'in oluşturduğu değerlere sahip çıkmak zorunda olduklarını belirten Pekdaş, "Metin Oktay'ı unutmamak, unutturmamak için, Metin Oktay'ın genç sporculara örnek olması için buna ihtiyacımız var." diye konuştu.

Törende, Metin Oktay'ın manevi oğlu Rıfat Pala'nın yanı sıra eski takım arkadaşları da konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından, heykeltıraş Harun Atalayman'ın yaptığı heykelin açılışı gerçekleştirildi.

Tivibuspor.com.tr
Kayıtlı

Galatasaray halkındır, lisenin değil.
Fatih Ünsal
Aslan Yürekli
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31747
Yaş: 32



« Yanıtla #40 : 13 Eylül 2017, 10:48:00 »

Taçsız Kral Metin Oktay



1991... O günlerde Milliyet Gazetesi'nde ait olduğu takımı, kulübü yazıyor, anlatıyordu Metin Oktay gazete sayfalarında. Köprüyü geçse; o hafta sonu Ankara'da 19 Mayıs Stadı'nın tribünlerinde olacak yine Galatasaray'ı yazacaktı gazetesine. Olmadı... O gün Türkiye, Metin Oktay'ın ölüm haberiyle uyandı. Taçsız Kral, Boğaziçi Köprüsü çıkışında geçirdiği trafik kazasıyla hayata veda etmişti. Beyefendiliği ve centilmen kişiliğiyle hatırlanacak Kral'ın cenazesi ölümünün ertesi günü son kez Galatasaray'ın mabedi Ali Sami Yen Stadı'na getirildi. Kral son kez tribünleri selamladıktan sonra Topkapı Kozlu Mezarlığı'nda defnedildi.

NASIL YAZI YARABBİ?

Çalışma arkadaşlarından biri... Onu yakından tanıyan biri… Yani boşa sarf ettiğimiz sözlerin aslında bir sanat olduğunu yazılarıyla ispatlayan İslam Çupi bile tutulup kalmıştı. Hayatının belki de en kısa yazısını yazmıştı köşesinde. O da zaten "Nasıl Yazı Yarabbi" diyordu kendi köşesinden. Ve veda ediyordu:  "İnanamadım. Bu bir insanın ölümü değil, bir çağın ölümüdür. Onu gazeteci olarak 1957 yılında daha meslekte ilk aylar içinde iken tanıdım. Futbolculuğu bir erişilmezlikti. Sadece futbolculuğu mu? İnsan sevgisi, insan dostluğu. Sempatikliği, sevecenliği, zarafeti, bir şeyler verme konusundaki tek taraflı yırtınışı ile bir adam sembolü, bir beşeriyet ilahı idi Metin Oktay... İnanamadım ama doğru galiba... Metin'le her zaman olmuş, Metin'le belki de engin ruh zenginliği en güzel yaşam yaramazlığına dönüşüp bende ayrı vücut haline gelen 33 yılım da galiba öldü şimdi... Ben bu bendeki ölüme razı olurdum. Keşke Metin'i yaşatabilse idi bu ölüm..."

TOP VE BEN

İslam Çupi'nin yazdıkları bir gün sonra okuyucularıyla buluştu ama peki ya Metin Oktay'ın yazdıkları? O günlerde Top ve Ben isimli bir kitap hazırlığına girişmiş, kitabına önsöz yazmış fakat basılı halini göremeden hayata veda etmişti. Oysaki ne güzel yazmıştı önsözünde: Biz ikimiz, çocukla oyuncağı değildik... Hikayemiz öyle başladı ama yıllar geçtikçe 'oyun'dan müsabakaya, maçlardan şampiyonluklara yöneldi. Önce oyundu, sonra iş oldu, Birlikte çok güzel bir şey ürettik. Adı 'gol'dü...

Tıpkı kendisinin de dediği gibi topla erken tanışmıştı Metin Oktay... Karşıyaka'da dokuma ustası Hasan Oktay'ın oğlu olarak dünyaya gelmişti 1936'da... Futbol kariyerine de 1952 yılında memleketi İzmir'in amatör takımlarından Damlacıkspor'da başladı. Ardından, Göztepe efsanesi Adnan Süvari'nin teknik direktörlük yaptığı Yün Mensucat ile anlaştı.

"SEN RECEP MİSİN?"

Burada genç milli takıma seçilmeye başladı. Beşiktaş ile görüştü. Paraya ihtiyacı olduğunu söyledi, 4 bin 500 lira istedi. "Sen Recep misin ki (Adanır), bu kadar para istiyorsun?" denilince yeniden İzmir'e döndü. İzmir Ligi takımlarından İzmirspor'da profesyonelliğe adım attı. Galatasaray'ı için yeni yetenekler arayan Gündüz Kılıç, sonunda İzmir'de Metin Oktay'ı buldu. Metin'i İzmir'den koparmak zordu, ayrıca pahalıya mal olacaktı. İstanbul'a döndü ve idarecilere "Kulübü satın, Metin'i alın" dedi. Biraz zahmetli de olsa Kral, Temmuz 1955'te Galatasaraylı oldu. Galatasaray'daki künyesine 1963'ten 1988'e kadar çeyrek asır kırılamayan gol rekoru, 6 gol krallığı, 2 Türkiye Ligi şampiyonluğu, 4 Türkiye Kupası, 2 Cumhurbaşkanlığı Kupası şampiyonluğu yazdırdı.

AĞLARI DELEN GOL

Önce ağları deldi Metin Oktay. Profesyonel ligin ilk sezonunda iki grubun lideri Fenerbahçe ve Galatasaray'ın eleme usulü oynayacağı maçlar şampiyonu belirleyecekti. İlk maç 10 Haziran'da Dolmabahçe'deydi. 37. dakikada sol kanattan ilerleyen Metin Oktay, Fenerbahçeli Naci Erdem'i geçti ve sert bir vuruşla topu manda lakaplı Özcan Arkoç'un koruduğu kaleye gönderdi. Top ağları delerek dışarı çıktı. Maçın Yugoslav hakemi önce aut kararı verdi. Galatasaraylı futbolcuların itirazıyla ağlar kontrol edildi ve topun ağları delerek dışarı çıktığı anlaşıldı. 10 Haziran 1959 "ağları delen golün atıldığı gün" olarak tarihe geçti...

"GALATASARAY DAHA VEFALI"

Ağları deldiği sene babasını kaybeden Metin Oktay İzmirspor başkanının kızı Oya Sarı ile evlenmişti. İzmirspor, yeni bir transfer teklifi yapmış, Kral kabul etmemişti. İzmir'e dönmesini isteyen ve "Ben mi Galatasaray mı?" diye soran eşine de "Galatasaray, o daha vefalı yanıtını vermişti... Metin Oktay'ın reddettiği başka bir takım da Fenerbahçe'ydi. Fenerbahçe'nin zengin yöneticilerinden Müslim Bağcılar, ona açık çek uzatıp istediği rakamı yazması istemiş ama Metin Oktay'ın yanıtı net olmuştu: "Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba..."

METİN SAHAYI TERKEDİYOR...

Sadece bir kez oyundan atıldı. 3 Mart 1968’di. Yine Fenerbahçe maçıydı. Saha içinde Çarli lakaplı Yılmaz'a, "3-0 öndesiniz. Artık tekme atmayın da tatlı tatlı bitsin şu maç" dedi. Çok geçmedi. Bir hava topu mücadelesi sonrası Metin yine yerdeydi. Yılmaz Şen'in hareketine sinirlenen Metin Oktay yumruğu salladı. Avusturyalı hakem Wöhrer, Kral'ı oyundan attı. Fenerbahçeliler, Metin Oktay'ın oyundan çıkmasına sebep olan Yılmaz'ı ıslıkladı, başı önde soyunma odasına giden Metin Oktay'ı ise ayakta alkışladı.

AYRILIK KISA SÜRDÜ

Galatasaray günlerinde namı yurtdışına da yayıldı. Birçok teklif geldi ama o Şükrü Gülesin ve Bülent Eken'in de forma giydiği Fiorentina'yı seçti. 1961-62 sezonu devam ederken dönmek istedi Metin. Galatasaray taraftarı da onu istedi. Ancak Galatasaray'ın maddi durumu hiç de iyi değildi. Yardım kampanyaları başlatıldı Metin için. Beklenen oldu, Metin sezon sonunda yeniden Galatasaray'a döndü.

"SAHİ Mİ METİN, BU SON MU?"

Futbol yaşantısını 1969'da noktaladı Taçsız Kral. İzmir'de bir de Göztepe ile maç yapılacaktı ama o jübile maçını Fenerbahçe ile oynamak istedi. Ancak Fenerbahçeli yöneticilerin de ondan bir isteği vardı: Dünya gözüyle seni Fenerbahçe forması giyerken görmek istiyoruz. Gazeteler jübilenin bir hafta öncesinden itibaren Metin’le ilgili büyük büyük haberler yapmaya başladılar, Metin’in hayatı yazıldı, çizildi. Tercüman Gazetesi iki hafta öncesinden Metin’in Palermo’daki futbol günlerinde hayranlarından gelen mektupları yayınladı. Hazırlanan bir şilt, hafta boyunca Beyoğlu’ndaki Galeri Kristal’de sergilendi. Tercüman Gazetesi, “Sahi mi Metin, bu son mu?” başlığını attı.

"ARTIK FUTBOL YOK"

Yazının başında İslam Çupi'nin Taçsız Kral'a veda yazısından bahsetmiştik. Ardından söylenen en dokunaklı sözler yine ona aitti... 23 Ağustos 1969 günü oynanan jübile maçında para atışının ardından iki ezeli rakibin iki dev ismi Metin Oktay ve Can Bartu formaları değişerek maça başladı. Metin Oktay Fenerbahçe, Can Bartu Galatasaray forması giydi. İlk 10 dakikanın ardından Metin ve Can yeniden kendilerine ait formalarla sahadaki yerlerini aldı. Metin Oktay 1-1 biten maçın 55. dakikasında yerini Feridun'a bırakarak jübilesini yaparken, 217 gole imza atan taçsız kral olarak son kez tribünleri selamladı... İslam Çupi maç yazısında “arkadaşlar bundan sonra bilet almak için birbirinizi boşuna çiğnemeyin. Çünkü burada artık futbol oynanmayacak” sözleriyle uğurladı Kral’ı...

TAÇSIZ KRAL

Futbolculuğu döneminde hayatının anlatıldığı Taçsız Kral filinde başrol oynadı Metin Oktay. Dönemin Galatasaraylı oyuncuları, özellikle Gündüz Kılıç, Ayten Gökçer, Ajda Pekkan ve Gönül Yazar da Metin Oktay’a filmde eşlik etti. Jübile sonrası "Top ve Ben" isimli bir de kitap yazdı. Jübilesinden sonra top oynamaya devam etmesini isteyenlere karşı Necmi Tanyolaç “Krallar palyaço olmaz” yazısı yazdı. Necmi abisini dinledi, dönmedi. Ertesi günlerde Amerika’da tedavi gördü ve alkolü bırakma kararı aldı. Amerika'dan dönüşüyle birlikte Galatasaray'da Tomislav Kaloperovic'in yardımcılığını yaptı. 1972-73'te bu kez aynı isimle Bursaspor'da görev yaptı. Yugoslav hocanın gidişiyle teknik direktörlüğe getirildi. Bursa sonrası İstanbul'a Galatasaray yöneticisi olarak döndü.

10 NUMARAYA SAYGI

Taçsız Kral'ın vefatının ardından Galatasaray, Gençlerbirliği deplasmanındaydı. Futbolcular 19 Mayıs çimlerine siyah forma ile çıkarken 10 numaralı formayı giyen Kosecki, Ankara'da 20 numaralı formayla mücadele etmişti... Formalar ikinci yarı değişmiş, Kosa bu kez 16 numarayla sahada yer almıştı...

"HAYAT DEVAM EDİYOR"

Metin Oktay'ın en yakın arkadaşlarından Turgay Şeren de maç yazısını en yakın arkadaşlarından biri olan Metin Oktay için yazmıştı. Dün sabah saat 10:00'da Ali Sami Yen Stadı'ndaydım. Metin Oktay ile son kez buluştuk. O Her zaman şunu söylerdi: "Hayat devam ediyor Turgay!.." Gerçekten öyle. Hayat devam ediyor ve edecek de. Galatasaraylılar nefis bir tören hazırlamışlar Metin'e. Keşke görebilseydi. Nedense bizler kişileri kaybettikten sonra onlara sahip çıkıyoruz. O zaman aklımıza geliyor. Oysa Metin her zaman ona gösterilen ilginin azlığından şikayet ederdi. Yaşarken unutuyoruz. Ama hiç olmazsa Metin'i son gününde tüm spor camiası, tüm Türkiye ona layık şekilde hatırladı. Galatasaray'ın Gençlerbirliği maçına görevim icabı geldim. Zaten yüreğim; Metin Oktay'ın camideki cenaze törenine pek katlanamazdı. "Kendimi avuturum" dedim, uçağa atladım ve Ankara'ya geldim...

Galatasaray.org
Kayıtlı

Galatasaray halkındır, lisenin değil.
Fatih Ünsal
Aslan Yürekli
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31747
Yaş: 32



« Yanıtla #41 : 13 Eylül 2018, 10:44:26 »

Metin Oktay’ı Anıyoruz



Türk futbolu ve Galatasaray'ın unutulmaz oyuncularından Taçsız Kral lakaplı Metin Oktay, vefatının 27. yıl dönümünde 13 Eylül 2018 Perşembe sabahı saat 12.00’de Topkapı Kozlu Mezarlığı’ndaki kabri başında anılacak.

Anma törenine Başkanımız Mustafa Cengiz, Yönetim Kurulu üyelerimiz, Divan Kurulu üyelerimiz ve Sporcularımız katılacak.

Galatasaray.org
Kayıtlı

Galatasaray halkındır, lisenin değil.
Reklam
   
Sayfa: 1 2 [3]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: